1. Anasayfa
  2. Genel

Cumhuriyetimizin 100. Yılında Atatürk ve Bilim.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında Atatürk ve Bilim.
0

Selam olsun.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında bilimin önemini yeteri kadar kavrayabilmek ümidiyle.

Mustafa Kemal ATATÜRK ülkemizin kurucusu ya da çok başarılı bir asker olarak bilinebilir bunda bir beis yok zira öyledir. Atatürk’ün daha az bilinen yönlerinden birini konu etmek isterim. Bu isteğimi Cumhuriyetimizin 100. Yılında gerçekleştirdiğim için ayrıca mutluluk duyuyorum.

Ülkemizin kurulduğu dönem şartlarına baktığımızda okuryazar oranı oldukça düşük, Bilim diye şifacılık yapılıyor olması ve tepemizde uçan uçaklara karşı katırla cepheye mermi taşıyan bizler. Gerçekten dünyanın gerisinde kalmış, teknolojiye uzak kalmış bir haldeydik. Peki, ne oldu da bu başarı sağlandı?

Bu sorunun yanıtını verebilmek için önce Atatürk’ü asker ve devlet adamı diye sınırlandırmamamız lazım. Atatürk Kimdir?

Ömrün büyük kısmını cephede geçirmesine karşın ve erken yaşta aramızdan ayrılmasına karşın 4.000 ne yakın kitap okumuş, 5 dil bilen ve geometri kitabı yazacak kadar matematik bilgisi olan bilimsel zekâya sahip özel bir insandır.

Türk Tarih Kurultaylarında dünyanın en önde gelen bilim adamlarını o günün zor şartlarına rağmen ülkemizde bir araya getirmek sadece askeri ve devlet adamlığı ile izah edilecek bir şey değildir. Bilime verilen önemdir. Aynı şekilde Dünyanın birçok kıtasına ekipler göndererek dil ve medeniyetlerin araştırılmasını hatta arkeolojik çalışmalar yapılmasını başka bir nedenle açıklayamayız. Kimisi bunun sadece Türkçü bir yaklaşım olduğunu düşünse de konunun tamamına vakıf olmadıkları için böyle bir düşünceye gark olduklarını sanıyorum. Aşı çalışmaları, her köye okul projeleri ya da ziraat ve hayvancılık alanlarında kurduğu modern çiftliklerde bilimi esas kabul edip iklimimize uygun hayvan melezlemeleri vb. vb.

Kurmuş olduğu fabrikalar, tesisler, vakıflar, odalar vb. birçok şey var ve hepsi bilimi temel alarak kurulmuş, çalışmıştır.

Elbette Atatürk bilim insanı değildir ancak yaptığı devrimler, başarılı olduğu konular hep bize rasyonelliği işaret etmekte. Bir devrim yapmadan önce devrim sonrası olabilecek olayların tespiti yapılır sonra çıkabilecek sorunlar ortadan kaldırılıp devrime uygun zemin hazırlanırdı. Başarının temelinde rasyonellik vardı. Deneyelim diye bir şey eğer dünyada örneği varsa düşünülmezdi bile. Deneyen ülkelerin aldığı sonuçlar sorgulanırdı. Işıkla ilgili çalışma yapan bilim insanının daha önceki çalışmalardan faydalanıp daha önce kabul edilmiş ışığın hızını en baştan deneyerek boşa vakit harcamaması gibi.

Bir tane İlber Ortaylı ve bir tane Celal Şengör hocamız var diyebiliriz uluslararası düzeyde.
Aynı seviyelerde farklı alanda 200 300 Celal ve İlber hocamızın olduğunu düşünce ne hissediyorsunuz?
Bununla kalmayalım! Bu 300 hocanın eğitim ve devlet işlerinde faydalanılan insanlar olduğunu düşünelim… Nasıl bir Türkiye olurduk?
Elbette, birçok değerli hocamız var ama bu hocalarımızla denklik aradığımdan adlarını yazmadım.

Atatürk, bu hedeflere yürümüştür.
Öğretmenlere verdiği değer bu nedenledir.
Millet Vekili maaşları öğretmen maaşlarını geçmeyecek demesi bu nedenledir.
Köy Enstitülerinin kuruluşu bu nedenledir.
Başöğretmen unvanını alması bu nedenledir.
Üniversite reformunu yapması bu nedenledir.

Atatürk bilimin önemini, bilim için gerekli olan temel eğitimi ve bilim dillerine uyum sağlayacağımız alfabeyi bir bütün olarak görüyordu. Bu kadar kesin ifadeler kullanmamın bir nedeni var. Atatürk’ü anlamaya çalıştıkça şunu çok ama çok net görebiliyoruz ki Atatürk bir devrim yapmadan önce asla ve asla sonuca hangi yoldan gideriz diye düşünmemiştir. Bu yola çıktığımızda neler bize sorun olacak diye düşünmüş ve sorunları ortadan kaldırmıştır. Sorunlar ortadan kalkınca sonuç kendiliğinden gelmiştir. Arap harfleri ile yazıp Türkçe konuşarak bilim yapmanın kolay olmadığı ortada. Yapılamamış.

Bilimi temel yapmak için önce bilim insanı yetişmesi lazım.
Bilim insanı neden yetişmiyor?
Okuryazar yok denilecek kadar az, okul yapalım.
Okul yaptığımızda ne lazım olacak, Öğretmen!
Okuryazar askerlerden öğretmenler yapalım, okuryazar insanlarımız artsın.
Bunları yaparken öğretmen okulları yapalım, daha donanımlı öğretmenler yetişsin.
Arapça alfabe ile değil bilimde ilerlemiş medeniyetlerin dillerine nüfuz edebileceğimiz alfabeyi seçelim.
Belirli bir seviyeye ulaşınca üniversite reformu yapılması lazım olacak, üniversite reformu yapalım.
Bunların hepsi tamam ama tek tip öğrenim verirsek tek tip öğrenci ve öğretmen yetişecek.
Köy enstitülerinin öğrencilere dikiş, tarım, sanat, spor, sözel vb. diğer eğitimleri vermesi bu yüzdendir.
Her öğrenci bazı konularda diğerlerinden daha meziyetli olacak ve branşlara göre daha fazla konuda daha fazla yeterlilikte insan olacak.

İnanın bu devrimin çok kısa özet halini yazmaya çalıştım ve anlatmak istediğim şudur;
Bu devrim yapılmadan önce kimisi detaylı kimisi kabataslak masanın üzerinde tüm adımları duruyordu.
Devrimlerin başarılı olmasının nedeni bilimsel yaklaşım, metot ve çalışma şeklidir. Yaşa Mustafa Kemal Paşa!

Paylaş

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir