1. Anasayfa
  2. Genel

Bilim yapmanın temeline inelim mi?

Bilim yapmanın temeline inelim mi?
0

Selam olsun,

Bilim hakkında yazılar yazıyoruz, düşüncelerimizi ve araştırmalarımızı paylaşıyoruz. Karşılıklı birbirimizden yeni bakış açıları ediniyoruz. Peki, bunları yaparken temelimizi sağlam zemine mi oturtuyoruz? Deprem öldürmez, ihmal öldürür!

Elbette bu kinayeli cümlelerin bir nedeni var…

Bilim nedir? Sorusu şimdilik mevzumuzda kendisine yer bulamıyor çünkü biz daha temel bir noktaya doğru ışık hızında ilerliyoruz. Bilim nedir sorusuna yanıt verebilmek için önce bilim yapıyor olmak gerekir. Peki, bilim yapmak için ne gerekir? Aletler, araçlar, gereçler diye düşünüyorsanız bunlar sadece bilim yapmayı becerebiliyorsanız gerekli şeylerdir. Bir tencere, tava, kepçe nasıl yemek yapmayı biliyorsanız işinize yarayacaksa aynı şekilde bilim yapabiliyorsanız araç gereçler işinize yarayabilir. Temele doğru gittiğimizde Bilim yapabilmek için gözlerimizin görmesi, düşünecek bir beyin, kullanacağımız uzuvlarımız olması gerekiyor. Bunlar gerekli ama hepsi olsa bile Dil bilimin en temelinde yer alır.

Gerilmeyin! Bende farkındayım buraya kadar olan kısımda aklımızdaki sorulara yanıt olabilecek cümleler yok sadece iddialar…

Bilimi gördüklerimiz, öğrendiklerimiz ve dilimizle yapıyoruz. Daha doğrusu bunları kullandığımız kadar bilimde ilerliyoruz. Dünyada ya da gözlemleyebildiğimiz uzayda olan şekilleri görüyoruz haliyle tüm bilimsel çalışmalarda bu bilinen şekillerle izah yapabiliyoruz. Felsefe ya da bilimsel çıkarımlarda insan olarak gördüklerimiz ve dilimizin kelime sayısı ile sınırlı düşünceler kurabiliyoruz.

Matematik konusu biraz daha farklı ama bu dili de biz bulduk ve konuşulan tüm dillerden daha fazla bilime katkı yapmıştır. Evet, bizim kullandığımız dillere nazaran sonsuz üretkenliği olan bir dil olmasından kaynaklı. En çok kelime olan dil İngilizcedir ve 6 milyon kelime vardır buna karşın matematikte sonsuz rakam vardır. 140.000.000.000 bir rakamdır konuşma dilleri gibi anlamı yok diye düşünebiliriz ama bu doğru değil. 140.000.000.000 ile vnffgjfdkjsdlfklsdşaiadk aynı değildir.

Bu ikisi arasındaki fark konuyu biraz daha anlaşılır hale getirecektir.
140.000.000.000 bizim dünyamızın oluştuğundan bugüne kadar geçen ay sayısıdır. Vnffgjfdkjsdlfklsdşaiadk ise anlamsız bir harf öbeğidir.

Matematik evrenin dili olduğundan her rakama denk gelecek bir anlam çıkartılabiliyor ancak bizim dillerimiz dünyamızla ve hatta belirli coğrafyayla sınırlı olduğundan her harf kombinasyonuna anlam verecek kadar çeşitliliğe sahip değiliz. Haliyle matematik dışında bir yöntemle bilim yapmaya çalışınca belirli sınırlar içinde kalmış oluyoruz. Işık hızını tanımlarken bile ne diyoruz? 1 ışık yılı. Kendi bildiğimiz kavramlara, izahlara, anlama yöntemlerine çevirerek ilerliyoruz.

Işık hızını ölçerken bile dünyada kullandığımız km/saat yerine km/saniye olarak ölçüyoruz. Ölçerken bile dünyamızda gördüğümüz özellikler çerçevesinde davranıyoruz. Hız, kütle, sıcaklık vb. Eğer tüm evrendeki her şeyi biliyoruz diyorsak bu yöntemde bir sorun olmaz ama her şeyi bilmiyoruz hatta yolun çok başındayız diyorken evreni sadece dünyamızda gördüklerimiz ve kullandığımız dillerle anlamak ne derece mümkün? Kara delikler, karanlık madde, karanlık enerji vb. anlayamadığımız, nüfuz edemediğimiz birçok konunun altında bizim görüp tecrübe etmediğimiz başka şeyler olması mantıklı olmaz mı?

Bilimsel terminolojinin sebebi dilimizdeki kelimeler ile konulara nüfuz edilememesi, anlatılamaması ve kavranamaması değil mi?

Aslında bu konu hakkında bu kadar yazmak yerine kuantum diyerek konuyu sonlandırabilirdim, keyifli bir yol olmadığından biraz farklı bilgilerle açıklamayı tercih ettim.

Bugün en başarılı bilim insanı hatta bilim insanları topluluğu bile hala kuantumu anlamaya çalışıyor. Anladığı kadarını anlatabilmek bile ayrı bir zorluk. Peki, neden anlamakta zorlanıyoruz? Anlatamıyoruz? Evet, cevabı bugüne kadar gördüklerimizle, düşündüklerimizle ve öğrendiklerimizle aynı değil. Türkçe bildiğimiz halde Çince bir soru sorulduğunda nasıl bakıyorsak aynı şekilde farklı bir dile sahip kuantuma karşı öyle bakıyoruz.

Bu bağlamda düşündüğümüzde bizim düşünce, öğrenme ve görme ile öğrendiğimiz hatta algılamamızı sağlayan dille erişemediğimiz evrendeki tek şey kuantum mu? Açıklayamadığımız birçok konu olduğunu kabul ediyoruz ama bunları neden açıklayamadığımızı irdelerken hep elimizde tüm bilgiler varmış gibi çözümü bu sınırlı alan içinde arayıp duruyoruz.

Mesela dünyada ve etrafımızdaki görebildiğimiz evrende üçgen biçiminde hiçbir şey olmasa üçgeni nasıl anlatabilirdik? Dünyamızda ve beynimizde üçgen için belirli bir şekil olduğu için bunun üzerine düşünüp, çalışıp birçok hesaplama yöntemi geliştirebiliyoruz. Uzayın görece uzak bir noktasında üçgen bir gezegen gördüğümüzde daha önce bu şekli bildiğimizden gördüğümüzden çok basit yollarla hesaplamalar yapabiliyoruz. Buna karşın karanlık enerji dediğimizde Japon balığı gibi kalıyoruz. Çünkü daha önce görmediğimiz, bilmediğimiz bir konu.

Matematik ise sonsuzdur. Her bir atoma hatta elektrona bile tek tek rakam tanımlayabiliriz. Bu yazıyı yapay zekâ ile bitirmek istiyorum. İnsan sınırlandırmalarına takılmayacak ve kendi kendini geliştirecek yapay zekâların bu sorunu çözeceğine inanıyorum. Bir insanın 400 yılda yapacağı bir işlemi 1 saniyede yapabilecek işlemcilere sahibiz. Benim evren nasıl oluşmuş olabilir? Sorusunu yazmamdan daha kısa sürede binlerce model çıkartabilecek işlemcilerden bahsediyorum. Son zamanlarda çalışmaları devam eden kuantum işlemcileri düşünemiyorum bile.

Biraz dertleşme olsun istedim.

Paylaş

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir